2 Ekim 2015 Cuma

Alışamadım



Alışamadım

Alışamadım  ben sensizliğe
Alışamadım varmışsın gibi kıvrılıp 
Sanki dokunsam uyanacakmışsın gibi uyumaya
Sensiz boş duvarlara bakmaya
Ellerimde ellerin olmadan yürümeye
Nefes gibi, yemek gibi, su gibi sesin
Alışamadım evdeki sessizliğe
Alışamadın özlemini biriktirmeye

Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun

#aşk #sevgi #şiir #ayrılık #aşkacısı

Akaşik Kayıtlar



Akaşik Kayıtlar

Akaşa, yaratılışın başından sonuna kadar tüm bilgiyi içeren bir tür arşivdir.  Bu arşivde bireysel veya evrensel olarak olmuş-olacak her şey (tüm oluşlar, tüm yaşamlar, düşünceler, duygular, davranışlar, tüm titreşimler ve karma) zaman – mekan olmaksızın mevcuttur
Pisagor ve talebeleri fiziksel dünyada oluşan her eylemin ve düşüncenin gökyüzünde kaydedilmekte olduğunu söyleyerek buna evrenin belleği anlamında akaşa adını vermişlerdir.
Akaşalardaki enerji bireyin ve toplumun bir sonraki aşamada ortaya koyacağı duygu, düşünce ve davranışın şekillenmesini sağlamaktadır.
Akaşik kayıtlara erişenler, geçmişin görmek istedikleri durumlarını aynen görüp aktarabilirler. Bu esnada zamanın hızlandırılması, yavaşlatılması, hatta durdurulması mümkündür;
Yaşamımızda ihtiyacımız olan bilgileri akaşik kayıtlarımızdan alırız, yani benzer formdaki ve o yaşamda çözemediğimiz ve bazı özel durumlardaki negatif frekansları kendimize çekeriz. Tekamülde bizi farklı kılan da bu kayıtlarımızdır. Farkında olalım ya da olmayalım bilinçaltımız bu kayıtların etkisi altındadır. Bu nedenle benzer olayları tekrar tekrar yaşarız.
Akaşik  kayıtlar, ruhsal farkındalığı arttırmak için çok önemli bir spiritüel kaynak oluşturur.  Bugün yaşadıklarımız geçmişte yaptıklarımızın sonucudur ve bugünümüz, şimdimiz  geleceğimizi oluşturur. Düşünce ve duygularımızı anlamak, olumlu olacak şekilde kontrol altında tutmak bu nedenle çok önemlidir.  Akaşik kayıtlarımızın sebep ve sonuçlarını yaşayarak bir tekamülümüzü devam ettirmekle  yükümlüyüz.
Ancak bedenliyken, tekamül derecemiz ölçüsünde  bu evrensel  arşivden bilgi alabiliriz. Hepimizin bir hayat amacı vardır ancak bazen bunu gerçekleştirmekte, bu amaç doğrultusunda ilerlemekte zorlanırız. Bizi engelleyen nedenler bu akaşik arşivde kayıtlıdır. Akaşik kayıtlarınızın okunması, kör noktalarımızı fark etmemizi sağlar ve regresyon terapisi ile de bizi, negatif çekirdek inançlarımızdan, acılarımızdan arındırır.
Akaşayı izleyebilenlerin bütünün hayrına olacak amaçları ve özel bir yetenekleri vardır. Bu tür yetenekler onların gerektirdiği olgunluğa eriştikçe verilirler, bu prensiptir. Dolayısıyla, akaşayı kullanmak bir tekâmül amacına hizmet etmelidir. Akaşik kayıtlara erişenler, geçmişin görmek istedikleri durumlarını aynen görüp aktarabilirler. Bu esnada zamanın hızlandırılması, yavaşlatılması, hatta durdurulması mümkündür;
Bazı insanlar, kişisel büyüme ve gelişme için kendi kayıtlarına ulaşmaya çalışırken, diğerleri çeşitli ruhsal ihtiyaçlara verdikleri değer sayesinde erişimi sağlayabilir
Bazı insanlar, sadece kendi kayıtlarına ulaşabilirken, bazıları herkesin akaşik kayıtlarına ulaşabilir. Akaşik kayıtları okuyanlar görülmeyeni de  görebilirler.
KRYON kaşik kayıtlar için ne diyor:
Aslında Akaşik Kayıtlar çok yönlülüğü ile  etkileyici bir araç; bütün bilginin erişilebilir olduğu bir alan. Bu yeni enerji sayesinde insanoğlu, geçmiş yaşam enerjilerinden yapılmış bir mecazi çorbayı tadıp,o çorbanın içeriğinden günlük yaşamında işine yarayacak malzemeleri seçip bulabilir. Bugün, insanoğlu geçmişine dalıp, ihtiyaç duyduğu şeyleri oradan çıkarıp alabilir. Böylelikle kişiler, kazandıkları ve sahip oldukları yaşamlar aracılığı ile bir kuantum durumu yaratabilir, zamanı çok boyutlu deneyimleyebilir, ruhsal olarak zaman içerisinde dolaşarak ihtiyaç duydukları bilgileri buşekilde toplayabilirler. Çünkü bu enerjileri yaşadılar, onlara hala sahipler ve onları hak ediyorlar.Her konuda huzur bulabilirler. Yaşamlarından üzüntüyü çıkarabilir, hücresel yapılarını şifalandırabilirler. İnsanlıkla bugüne kadar tartıştığımız en güçlü araçtan bahsediyorum. Bunun gücünü bir düşünün! Geçmişte onu yalnızca üstatlar kullanabilirlerdi.”  KRYON
Yüksek seviyeli ruhsal yeteneklerin iyiliğe ve mutlaka bütünün hayrına yönelik amaçlarla kullanılması şarttır.


Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun

1 Ekim 2015 Perşembe

Değersiz Kadınlar, Çocuk Kalan Kocaman Adamlar



Değersiz Kadınlar, Çocuk Kalan Kocaman Adamlar
Kadınların değersizlik duygusuyla iyice yoğrularak yetiştirildiği, erkeklerin birey olamayıp, büyümemiş çocuklar olarak yetiştirildikleri bir coğrafyadayız.
Kadınlarımız değersiz olduklarına daha çocukluktan inandırıldıkları için yetişkin olduklarında da çok uzun yıllar kendilerini değerli göremiyorlar. Kadınlarımızın maalesef pek çoğu mutlu olmadığı bir evliliği onlara göre mecburiyetten devam ettiriyorlar. Eşlerinin çocukken çeşitli yollarla onlara kendilerine yaptığı her türlü baskı, horlanma, aşağılanma, hatta fiziksel şiddete ses çıkaramıyorlar. Çünkü çocukken onlara “sen  değersizsin”, “sen yapamazsın” dendi. Maalesef başımda erkek olsun yeter ki diyen kadınlarımız da var. Sakın yanlış anlaşılmasın, burada kimseyi kınamıyorum. Daha küçücükken öğle öğrendiler, başka ne yapabilirler ki? Çok azı silkelenip kendine geliyor ve hayatına sahip çıkmaya çalışıyor.  Ne var ki, değerli olduğunun farkına varanlar ise aynı zamanda eşlerinin de birer yetişkin çocuk olduğunun farkına varıyorlar. Evlilikler çıkmaz sokaklarda, mutluluklar kilitli kapıların arkasında kalıyor.  Yeniden başlamaya cesaret edebilense çok az.
Yetişkin bir birey olamamış erkeklere gelince, sürekli etrafından ve en çok da eşlerinden beklenti içinde oluyorlar. Bununla birlikte çocukluğunda kadının değersizliği de düşüncelerine yerleştirilmişse, o zaman erkek kadının sahibi görüyor kendini. Tabi kendine güveni de yerleşmiş olmuyor, kendine güvenmediği için karısına, sevgilisine de güvenmiyor… böylece çorap söküğü gibi gerisi geliyor. Kadına şiddet mi dersiniz, kadın cinayetleri mi dersiniz.
Ancak benim burada bahsedeceğim kadının değerli olduğu görüşünde olan, kadına şiddette son derece karşı olan büyümemiş erkekler. Sürekli, eşlerinin kendileri için bir şeyler yapmasını beklerler. Ev içinde sorumluluk almayı sevmezler. Hep çok çalışmış olurlar, yorgun olurlar vb, yeter ki evde herhangi bir şeyle ilgilenmek zorunda kalmasınlar. Ve çocukluk ve gençliklerinde anneleri tarafından her şeyin önlerine hazır gelmesine öylesine alıştırılmışlardır ki, eşlerinden de aslında biraz annelik beklerler. Düşünmezler ki anne karşılıksız verendir, ve yetişkin, değerli olduğunun bilincinde olan hiçbir kadın daima karşılıksız veren olmayı kabul etmez, evlilikte denge olmak zorundadır.
Büyümemiş erkeklerimiz, beklentilerinin karşılanmasıyla sevilmeyi ve sevmeyi eş tutuyorlar. Eğer karısı beklentisini yerine getiriyorsa kendisini sevdiğini, sevildiğine kanaat getirince de sevdiğini düşünüyor. Peki oldu ya kadın bir gün “yeter artık, büyü” dedi, “evde kendi sorumluluklarını al artık” dedi, “yetişkin bir birey ol” dedi, ya o zaman ne oluyor? Büyümemiş erkeğimizin çocukça ve bencilce sevgi mantığı işlemeye başlıyor “ karım beklentimi yerine getirmiyor= beni sevmiyor= ben onu sevmiyorum” Böyle bir kısır döngü sürüp gidiyor ta ki kadının sabrı bitene ya da değerli olduğunun farkına varana kadar veya erkeğimiz büyümeyi kabul edip sorumluluklarını üstlenene kadar.
Biliyor musunuz ütülü gömleği olduğunda eşine “canım karım” deyip, eresi gün ütülü gömleği yoksa anlaşılmadığından, sevilmediğinden ve hatta boşanmaktan bahseden kocalar olduğunu. Ve görüyoruz ki evliğin oturduğu temel erkek için “sevgi=ütülü gömlek” ötesine geçememiş.  Hayat erkadaşı kavramı ise zaten hiç ortaya çıkamamış.
Evlilikte hem kadın, hem erkek kendi sorumluluğunu taşımak zorunda. Evli olmak demek kendi sorumluluklarını karşındakine yüklemek demek değil. Evlilik ortak paylaşımların olduğu, her iki tarafın da kendi olarak oluşturdukları ortak bir yaşamdır. Ancak günümüzde eşler arasında bitmek bilmeyen bir beklentiler yumağı olduğu için, beklemekten mutlu olmayı unutuyorlar.

Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun

Yönetim Ve Motivasyon



Yönetim Ve Motivasyon

Günümüzde çalışanların daha bilinçli olması ve  performanslarının motivasyona bağlı olarak artması, insan odaklı yönetimin gündeme gelmesi, bilgi teknolojilerinin artan bir ivme ile gelişmesi, iletişimin hızlanması, daha fazla kişinin daha fazla bilgiye ulaşması yönetim fonksiyonlarının daha geniş bir bakış açısı içinde incelenmesini gerektirmektedir.

Çalışanlar kiminle ve hangi şartlarda çalışmak istediğini daha iyi analiz edebiliyor, çalıştığı yöneticinin yönetim biçimini eleştirebiliyor ve motivasyonu ön planda tutuyorlar.

Yöneticinin, bilgi, deneyim, çok yönlülük açısından çalışanından önde olması,  onların eksikliklerini gidererek yol gösterici bir tutum izlemesi,  takım çalışmasını benimseyerek çalışanları ortak hedeflere yöneltmesi beklenmektedir. Yöneticinin performansı, tüm ekibin performansını yansıtır. Çalışanın geliştirilmesi ve performansının arttırılması yöneticinin sorumlulukları arasında yer almakta olup, göz önüne alınması gereken bazı hususlar bulunmaktadır.

*Çalışan, yönetici ve diğer takım üyeleri arasında açıklığa dayalı bir iletişim olmalı, yönetici çalışana kurum kültürüne bağlı olarak aidiyet duygusunu kazandırabilmeli ve güven hissi yaratabilmelidir. Çalışanın iş sonuçları objektif olarak değerlendirilmeli, çalışana geribildirim verilmeli ve iş sonuçlarının bütüne etkisi hakkında bilgilendirilmelidir. Yöneticinin, çalışanın eksiklikleri giderecek, yeteneklerini geliştirecek plan ve uygulamaları devreye sokması beklenir. Yönetici çalışanını yönlendirmeli, cesaretlendirmeli ve yetkilendirmelidir.

*Çalışanlar  sorumluluklarını ve yetkilerinin sınırlarını iyi bilmelidirler. Yönetici, çalışanın verilen işle ilgili soru sormasına olanak vermeli, karar aşamasında çalışanına yardımcı olmalıdır. 

*Yöneticiler dinleme becerilerini geliştirmeli, duygusal zekalarını etkin bir şekilde kullanmalıdırlar. Biri konuşurken neyi yanlış söylüyor diye değil, neyi doğru söylüyor diye dinlemek çok önemli.

*Hedefler belirlenirken ve iş yükü dağıtılırken adil olunması çalışanın performansını ve motivasyonunu etkileyecektir. Yönetici doğru kişiye doğru işi verdiğinden emin olmalıdır. Her çalışanın kapasitesi farklı olacağından kaldırabileceği iş yükü ve gelişme alanı da farklı olacaktır. İşin gerektirdiği yetkinliklere göre çalışanın seçilmesi performansı olumlu yönde etkileyecektir.

*İş yaşamında performans ve motivasyon arasında yakın bir ilişki vardır. Performans yükseldikçe motivasyon artar, motivasyon yükseldikçe performans daha da artar. Motive edilmiş çalışanların işe katkısı daha fazla olacak, takım üyelerini olumlu etkileyeceklerdir. Yönetici her çalışanının hangi koşullarda ve nasıl bir yöntemle motive edileceği konusuna dikkat etmelidir. Yönetici kendisine bağlı çalışanları, yeteneklerini ortaya çıkaracak ve geliştirecek şekilde motive edebilmelidir.

*Yönetici gerektiğinde, iş tanımı ve hedefleri ile ilgili stres yaşayan çalışanına duygusal destek vermeli, çalışanlara yönetimin bir parçası olduklarını da hissettirilmelidir. İnsanlara sorumluluk ve yetki verilmeli, ne yapacakları açıklanmalı, kimlerle rekabet ettikleri gösterilmeli.

İş yaşamında dönem dönem her çalışanın performansında düşmeler görülebilir. Ancak bu kişi bir yöneticisi ise, durum daha dikkat çekici hale gelir. Bu aşamada takım çalışmasının önemi de artmaktadır. Yönetici kendi performansını yükseltmek için, kendisine bağlı süreçlerin yönetimini iyi yapmalıdır. Bu da o süreçte yer alan personelin performansının yükselmesi anlamına gelir.

*Kendisini objektif olarak eleştirebilmeli, gelişmesi gereken yönlerini  doğru tespit etmeli ve bu eksikliği kapatmak için çaba göstermelidir.

*Karar verme aşamasında dikkatli olmalı ve verilen kararın sorumluluğu taşınmalıdır. Gerektiğinde takım üyelerinin görüşleri de alınabilir. Çalışanların görüşlerine değer verilmesi, şikayetlerinin dinlenmesi onları motive edecek ve yöneticilerini daha çok desteklemelerini sağlayacaktır. Eleştiriye açık olunması da bu aşamada önemli bir rol oynayacaktır.

*Çalışanlardan alınan geribildirimler iyi değerlendirilmeli, yapılan yanlışlardan alınan dersler, daha iyiye ulaşmak için fırsat olarak görülerek hatanın tekrarlanmaması sağlanmalıdır.

*Çalışanlar arasında iletişimden kaynaklanan çatışmalar yaşanıyorsa, ilgili kişiler bir araya getirilmeli, fikir alışverişinde bulunmaları sağlanarak yanlış anlamaların önüne geçilmeli ve   çatışma çözüme kavuşturulmalıdır. İşbirliği başarıyı arttıracaktır.

*Baskıcı bir yönetim anlayışından önyargılardan uzak durulmalı, iletişim kuvvetlendirilmeli, mesajlar açık ve net bir şekilde verilmeli, çalışanla empati kurulabilmeli ve adil olunmalıdır.

*Kimin neyi  ve ne kadar iyi yaptığı değerlendirilmelidir. Çalışanın hedefleri yönetici ile birlikte belirlenmeli ve hedefler gerçekçi olmalıdır.

*Çalışanlar iyi iş çıkardıklarında takdir edilmeli ve ödüllendirilmelidir.

Günümüzde çalışanlar yöneticilerine sadece unvanlarından dolayı saygı göstermiyor. Benimsedikleri, inandıkları, ihtiyaç duyduklarında destek alabildikleri yöneticilerine saygı duyuyor ve işbirliği içinde çalışıyorlar. Ancak bu şekilde, çalışanlar yöneticilerinin gelişimini sahiplenirler.

Yöneticiler çalışana, çalışma disiplini, performans, iç motivasyon, takım çalışmasına katılım, açık iletişim konularında örnek olacak kişilerdir. Yönetici, davranışlarının sonucunu çalışanlarının performanslarını gözlemleyerek anlayabilir.

Unutulmaması gereken, gerçek başarının tüm takım arkadaşları ile elde edilecek başarı olduğudur.

Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun



Kim İçin Yaşıyorsun?


Kim İçin Yaşıyorsun?
Kendin için mi yaşıyorsun, başkaları için mi?
Kendi istediğin okula mı gittin, ailenin istediğine mi?
Kendi istediğin mesleği mi yapıyorsun, sana biçileni mi?
Eşini kendin mi seçtin, başkaları mı kara verdi evliliğine?
Evliğini kendi istediğin gibi mi yaşıyorsun, başkalarının yönlendirmeleriyle mi?
Çocuklarını kendi istediğin gibi yetiştirebiliyor musun, yoksa müdahalelere boyun mu eğiyorsun?
Giyim tarzını kendin mi seçiyorsun, başkası mı?
Arkadaşlarını kendin mi seçiyorsun, başkaları mı?
Arkadaşlarınla istediğin zaman vakit geçirebiliyor musun, izne mi tabisin?
Kendine özel vakit ayırıyor musun?
Hobilerin var mı, kimsenin ne dediğine aldırmadan yapabildiğin?
Hayatını kendin mi yönlendiriyorsun, yoksa başkalarının ne dediğine mi bakıyorsun?
Doyasıya yaşıyor musun, yoksa el alem ne derlere mi takılıyorsun?
Başkasının ne dediği, ne düşündüğü, senin için, senden önemli mi?
Başkalarının yönlendirdiği bir hayat mutluluk verebilir mi?
Kendi isteklerinden çok elalemin ne dediğine kulak verilmiş bir hayat özgürlük getirebilir mi?
Hayatımızı bugüne kadar kendi seçimlerimizle yaşamış olabiliriz. Bugünden itibaren kendi seçilerimize adım atalım. Başkalarının ne düşüneceğini bir tarafa bırakıp bizi ne mutlu ediyorsa onu yapalım. Hayatı doyasıya yaşamak varken niçin kendi kendimize kısıtlar, niçin kendimizi elalemin hapishanesine mahkum ederiz? Bu hayat bizim, sadece bizim ve bu hayatı sadece bir defa yaşayacağız
Benim seçmediğim bir hayatı yaşamak beni mutlu edebilir mi? Ancak sahte bir mutluluk verebilir belki…
Ben niye yaşıyorum? Gerçek sevgiyi ve mutluluğu bulmak için.
Kendi seçimlerimle, kendi deneyimimi gerçekleştirsem ancak o zaman tekamül de geröekleşir.


Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun

Auraya Farklı Bir Bakış




Auraya Farklı Bir Bakış
Aura kavramı, bütün dünya varlıklarında ortak olarak bulunan ve Teofizide kullanılan bir kavramdır. Atomik yapısı olan her şey, bir auraya, kendisini çevreleyen bir enerji alanına sahiptir.  İnsanların vücudunu çevreleyen elektromanyetik alana aura denir.
Vücut içerisinde evrensel enerjiyi vücudumuza alarak yaşamımızı idame ettirmemizi sağlayan çeşitli güç merkezleri yer almaktadır. Bu güç merkezlerine ise, çarka adı verilmektedir.  Çakralar aurada bulunurlar.
Aura aynı zamanda vücudun çevresini sarmış bir kalkan görevi görür. Eğer auramız zayıflamış veya yırtılmışsa negatif enerjilere ve hastalıklara çok daha açık hale geliriz. Aurası güçlü olan kişiler, hastalıklardan ve negatif durumlardan daha fazla uzak kalmayı başarırlar.
Auranın birden çok katmandan oluşmaktadır. İnsan aurolarının renkleri insanların gelişmesi ve ruhsal durumlarına göre  farklılık göstermektedir. Evren  her şey, titreşim halindedir.İnsan auroası da evrenle titreşim halinde bulunmaktadır. Bunun yanında auralar, çevrede bulunan kişilerin auralarıyla da etkileşim içerisindedir.
Kişilerin aurasını görebilmek için çeşitli yöntemler denenmektedir. Richard Webster'in "Yeni Başlayanlar İçin Aura Okuma" kitabında ise aura renklerini bulmak için değişik bir yöntem önerilmiş:. Numeroloji ile aura rengi saptamak
Numerolojide her sayı belli bir renkle ilişkilidir.
1. Kırmızı
2. Turuncu
3. Sarı
4. Yeşil
5. Mavi
6. Indigo
7. Mor           
8. Pembe
9. Bronz
11. Gümüş
22. Altın
Aura taban rengi kişinin yaşam yolu numarasıyla belirlenir. Bu, Pisagor numerolojisininen önemli sayısıdır ve kişinin yaşamında ne yapması gerektiğiyle ilgili olduğunu anımsayın. Kişinin taban rengi ve yaşam yoluna bağlı olan renk genellikle -ama her zaman değil- aynıdır.
Yaşam yolu, kişinin doğum tarihinin tümünü toplayarak hesaplanır. Diyelim ki 28 Nisan 1980 tarihinde doğmuş birinin rengini belirliyoruz. Bu sayıları toplarız:
4 ay
28 gün
1980 yıl
2012 toplam
Bu toplam, yani 2012, her basamağı birbirine eklenerek tek basamaklı bir sayı haline getirilir: 2+0+1+2=5.
Bu kişinin yaşam yolu numarası beştir. Beş, mavi renge bağlıdır. Demek ki bu kişinin aurasının taban rengi çok büyük bir olasılıkla mavidir.
Şimdi toplamı tek basamaklı bir sayıya indirmenin iki istisnasını göreceğiz. Bu, indirgeme sürecinde 11 ya da 22 ile karşılaştığınız durumdur. Bu sayılara numerolojide ana sayılar adı verilir ve 2 ya da 4'e indirgenemezler. Bunun nedeni, bu sayılara sahip insanlara bizden çok daha fazla potansiyel bahşedilmiş olmasıdır.
Benim size anlattığım hesaplama yoluyla hiçbir ana sayıyı kaçırmazsınız. 29 Şubat 1944 yılında doğmuş iyi bir arkadaşım var. Benim anlattığım yöntemle yaşam yolunu hesapladığımızda 22 çıkıyor.
2 ay
29 gün
1944 yıl
1995 toplam, ve 1+9+7+5=22
Eğer sayıları sırayla toplarsak ana sayıyı kaçırırız: 2 (ay)+2+9 (gün)+1+9+4+4 (yıl)=31 ve 3+1=4.
Bu nedenle gün, ay ve yılı toplama işlemi yaparak eklemek önemlidir. Sayıları tek tek toplayarak bir basamaklı bir sayıya indirgemeyin.
Numerolojide onbir farklı renk seçtiğimizi gördünüz. İşte bu nedenle bu yöntem %100 kusursuz değildir. Yaşam yolu sayısı bir kişinin taban rengini belirlemede %95 doğrudur.
Kırmızı
Potansiyel: Liderlik
Bu güçlü bir renktir. İnsana güçlü bir ego ve başarılı olmak için güçlü bir arzu verir. Bu renk çocuklukta çok bastırılmıştır, özellikle de çocuk, ailenin arzularını yerine getirmeye zorlanıyorsa. Sonuç olarak aura bazen ezik, sıkıcı görünür. Bu kişi yetişkinliğe erince ve kendi ayaklarının üzerinde durmaya başlayınca aurası genişler ve insanın yapmak zorunda olduklarını yapmaya muktedir olduğunu gösterir.
Taban rengi kırmızı olan kişiler başkalarına esin verecek enerji, karizma ve dürtülere sahip oldukları için genellikle sorumluluk isteyen, liderlik konumlarına otururlar. Sevgi doldu ve sıcak kalpli olurlar, ayrıca fiziksel anlamda da cesurdurlar.
Kırmızının negatif çizgileri sinirlilik hali ve bencilliktir.
Turuncu
Potansiyel: Uyum ve işbirliği
Turuncu sıcak, şefkatli bir renktir ve genellikle sezgisel, dokunmayı seven, anlaşması kolay insanların taban rengidir. Bu kişiler başkalarının kendilerini rahat hissetmesini sağlar ve sık sık kendilerini 'bulanık suları arıtma' görevinde bulurlar. Düşünceli, ayakları yere basan, yetkin ve pratik insanlardır. Sağlam bir duruşları vardır.
Turuncunun olumsuz çizgileriyse tembellik ve 'hiç de umurumda değil' tavrıdır.
Sarı
Potansiyel: Yaratıcılık, zihinsel parlaklık
Taban rengi sarı olan kişiler heyecanlı, değişken ve heveslidirler. Hızlı düşünürler, başkalarını eğlendirmeyi ve eğlenmeyi severler. Sosyaldirler, uzun sohbetleri severler, her türlü konuda konuşurlar. Öğrenmeye meraklıdırlar ama bir konuyu derinlemesine incelemektense pek çok konunun yüzeyinde kalmayı yeğlerler.
Negatif çizgileri utangaçlık ve yalan söylemeye eğilimdir.
Yeşil
Potansiyel: Şifa
Yeşil barışçıl bir renktir ve taban rengi yeşil olan insanlar barışsever ve doğal şifacılardır. Katılımcı, güven veren ve cömerttirler. Sakin ve anlaşılması kolay insanlardır ama gerekli olduğu zaman son derece inatçı olabilirler. Taban rengi yeşil olan kimselerin fikrini değiştirmenin tek yolu, o fikrin onların kendi fikri olduğuna inanmalarını sağlamaktır.
Yeşillerin negatif çizgileri katılık ve olaylara bakışlarında esneklik olmamasıdır.
Mavi
Potansiyel: Değişkenlik
Bu kişiler genellikle pozitif ve hevesli oldukları için mavi, taban rengi için harika bir renktir. Sonuç olarak da bu kimselerin auraları geniş ve parlaktır. Herkes gibi iniş ve çıkışları çoktur ama nasılsa zorlukları daha bir kolay aşarlar. Mavi taban rengine sahip kişilerin yürekleri her zaman genç kalır. Samimi, dürüst insanlar olup, genellikle akıllarındakileri söylerler.
Mavinin negatif çizgisi işleri bitirmede güçlük çekmesidir. İşlere başlamak konusunda çok iyidirler, büyük bir hevesle başlarlar ama bitirmek konusunda aynı azmi gösteremezler.
İndigo
Potansiyel: Başkalarına karşı sorumluluk
Bu rengi taban rengi olarak belirlemek güç olabilir çünkü kimi zaman neredeyse mora kaçar. Sıcak, şifa veren ve doyurucu bir renktir. Taban rengi indigo olan kişiler genellikle insani yardım konularıyla ilgilenirler. Başkalarına yardım etmekten hoşlanırlar, sevdikleri insanlar çevrelerindeyken çok büyük mutluluk yaşarlar.
İndigonun negatif çizgisi "hayır" demeyi becerememeleridir. Bu tür insanlar başkaları tarafından çok rahatça kullanılır.
Mor
Potansiyel: Tinsel ve entelektüel gelişme
Taban rengi mor olan insanlar yaşamları boyunca tinselliklerini geliştirirler. Ne kadar geliştikleriyse auralarındaki bu rengin kalitesiyle ortaya çıkar. Taban rengi mor olan kişiler doğalarının bu yönünü genellikle reddetmeye çalışırlar. Bu onlara mutluluk getirmez ve sonunda yaşamlarıyla ne yapmaları gerektiğini keşfederler. Öğrenmeye ve bilgelikleri artmaya başlayınca, auraları da genişler ve parlaklaşır. Bu rengin negatif çizgisi başkalarına itici gelen bir üstünlük taslama olabilir.
Gümüş
Potansiyel: İdealizm
Gümüş, aurada sık rastlanan bir renk olmasına karşın taban rengi olarak pek sık rastlanmaz. Taban rengi gümüş olan insanlar büyük fikirlerle doludurlar ama ne yazık ki bu fikirlerin pek çoğu pratik değildir. Bu insanların genellikle yeterince motivasyonu yoktur, hayalperesttirler, düşlerini gerçeğe dönüştüremezler. Ancak bir kez motive olup da takip etmeye değer bir fikir yakaladıklarında, bu kişilerdeki gelişmeler izlemesi sevinç veren bir başarı haline dönüşür.
Altın
Potansiyel: Sınırsız
Bu, taban rengi açısından en güçlü renktir. İnsanlara geniş boyutlu projeleri ve kafalarına koydukları herşeyi gerçekleştirme becerisi verir. Karizmatik, çok çalışkan, sabırlı ve kendilerine amaç belirleyen kimselerdir. Yaşamda en büyük başarılarını geç kazanırlar. Azizlerin ve öbür tinsel kişilerin başlarının çevresindeki halenin genelde altın rengi olması boşuna değildir, bu onların sonsuz potansiyelini gösterir.
Pembe
Potansiyel: Finansal ve maddi başarı
Bu narin görünümlü renk inatçı, kararlı insanların auralarının taban rengidir. Bu kişilerin çıtaları yüksektir ve sarsılmaz bir kararlılıkla amaçlarının peşinden giderler. Güç ve sorumluluk gerektiren konumlara gelmeleri rastlantı değildir ama derinlerinde alçakgönüllü, sakin bir yaşamdan hoşlanan kişilerdir. Sevgi dolu, ince ve kibar, nazik insanlardır ve çevrelerinde sevdikleri kişiler olduğu zaman çok mutludurlar.
Bronz
Potansiyel: İnsancıllık
Bu, genellikle bir sonbahar tonudur ve neredeyse paslı olan görünümü son derece çekicidir. Taban rengi bronz olanlar sevgi dolu, başkalarına özen gösteren, insancıl ve yardımsever insanlardır. Yumuşak kalpli ve cömerttirler. Sonuç olarak da sık sık başkalarının baskısı altında kaldıklarından 'hayır' demeyi öğrenmeleri gerekir.
Beyaz
Potansiyel: Aydınlanma ve esin
Beyaz saflığın rengidir ve seyrek olarak taban rengi olarak rastlanır. Tüm renkler beyazdan geldiğine göre, beyaz ışığın öteki adıdır. Taban rengi beyaz olan kişiler kendilerini silen, alçakgönüllü, azizler kadar insancıldırlar. Egoları neredeyse yok gibidir ve kendilerinden çok başkalarının iyiliğiyle ilgilidirler. Bu insanlar son derece sezgisel ve yaşlarının ötesinde bilgedirler.
Aura rengini bu şekilde bulmak ne derece doğru sonuç verir bu konuda yorum yapmak istemiyorum. Hepinize farkındalıkla yükselmiş biliş seviyenizle aura okumaları yapabilmeniz dileğiyle.
Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun


30 Eylül 2015 Çarşamba

Yeni Bir Sevgiye Adım Atarken



Yeni Bir Sevgiye Adım Atarken

Yeni bir başlangıç yaparken aslında farkında olarak ya da olmayarak, en başından ilişkinin gidişatını da çizeriz.
İlişkinin başlangıcında kişiler kendilerini oldukları gibi değil, arkasına saklandıkları maskelerle tanıtabiliyorlar. Çoğu zaman da bunu bilinçli olarak değil, farkında olmadan yapıyorlar. Doğal olarak karşı tarafta yarattıkları beklentinin de farkına varmıyorlar. Sonrasındaysa hayal kırıklıkları…
Peki ne yapmalı?  Öncelikle kendiniz olun. Uzun süreli bir beraberlik veya evlilik beklentisindeyseniz, partnerinize karşı kendinizi olduğunuzdan farklı göstermeyin, yani, ona karşı yaptığınız her davranış için kendinizi sorgulayın “ ben bunu yıllar boyu yapabilir miyim” sorusunu sorun kendinize. Cevabınız “ evet” ise sağlam temellerle başlayabilirsiniz. Ancak aklınızda “ben bunu şimdilik idareten yapıyorum sonrasında  devam ettiremem” şeklinde ufacık bir şüphe oluşursa, o davranışta bulunmadan önce tekrar düşünün, çünkü partneriniz sizden bunu hep bekleyecektir.
Bu prensiple başlayan beraberliklerde ilerleyen zamanda, eşlerin birbirlerinden şikayetleri ve yakınmaları da daha az olacaktır. “Tanıştığımızda böyle dememiştin, onu öyle yapmamıştın, bunu hep yapıyordun artık yapmıyorsun”  gibi bitmeyen ama ilişkiyi yıpratan tartışmalar da azalacaktır.
Biz ne kadar doğal olursak, birlikteliğimiz de o kadar sağlam olacaktır. 
Aşkın gözü kör değildir, sadece taktığımız maskeler, girdiğimiz kalıplar görüşümüzü engeller. Size biçilmiş kalıplardan, sunulmuş rollerden kendinizi kurtardığınızda her şey çok daha berrak olacaktır.

Esra Eray                
Spiritüel Yaşam Koçu & Nefes Koçu & Reiki Grand Master/Teacher & Akaşa & Kişisel Gelişim Danışmanı & Şifa Terapisti & İnsan Kaynakları Uzmanı
İşiniz su gibi rast gitsin, yolunuz su gibi aksın, hayatınız su gibi ferah olsun, ışığınız bol olsun


#sevgi #aşk #ilişkiler